
Yemyeşil,mis kokulu bir ormanda gezerken,muhteşem bir çiçek gördüm,KOPARDIM,tam koklayacaktım ki soldu...
Üç tane birbirinden şirin kedi yavrusu gördüm,bir tanesini KARDEŞLERİNİN YANINDAN ALIP eve getirdim,tam sevecektim ki elimi tırmalayıp kaçıp gitti...
Çok mu zordu o çiçeği koparmadan eğilipte koklamak,o minik yavruyu kardeşlerinin yanında sevmek...Anlam yüklemeye çalıştığımız anlamsız
dünyada,anlamlı olan şeyleri kolayca yok edebilmek...yapabildiğimiz en güzel şey kendi ellerimizle bozduğum şeylere,kendi isteklerimizle şekil vermek galiba...Sonrasında beğenmemeyi söylemiyorum bile...Güneşin ne kadar uzak olduğunu düşünmek midir doğru olan yoksa ne kadar ısıtabildiği mi...
Öyle düşüncelere kapılırızki zaman zaman,ya daha çok düşünürsek çıldıracağımızı düşünürüz yada bilge olduğunu düşündüğümüz bir insanda ararız cevabı...Bizi çıldırtabileceğini düşündüğümüz soruların her insanda farklı cevapları olduğunu bilemeyiz bile...Her soruya cevap vermek değildir bilgelik,yanlış sorulara doğru cevaplar vermeyi bilmektir...
Yağmurun ıslattığı yaprakları yalayan ılık bir rüzgarın olduğu bir akşamüstü,sadece ıslandığımı hissedebilmiştim.Neden bu kadar basit düşünmüştüm.Beynimi,düşüncelerimi körelten şey neydi...yağmur ve toprak bir bütündür.Birbirlerine kavuşmayı beklerler.Arada ben yada başka birinin olması etkilemiz onları.Eğerki yağmur,toprağa kavuşmayı bu kadar istemeseydi,umudu bu kadar büyük olmasaydı,sadece elbiselerimde kalan ve toprağa düşmesini engellediğim damlalar bütün umudunu ve sevincini bitirirdi yağmurun.Ama onun umudu o kadar büyük ki,elbiselerimde kalanlar benim,yere ulaşanlarda toprağın ödülü oluyor...Sadece gözlerimi kapatıp yapmam gereken en önemli şeyi düşündüm...Umutsuzluğumun kabuklarını kırıp,içerde
kalan o ufacık umudu sulayıp yeşertmem gerekiyordu ama bunu yapabilecek tek güzel şeyi kaybetmiştim...